TESBİHLERİN FAZÎLETLERİ

Mehmed Zahid Kotku Rh.A Hazretleri

Efendimiz SAS Hazretleri, Allah-u Celle ve A'lâ Hazretleri'ne en sevgili kelâmın:

(Sübhànallàhi ve bihamdihî) sözü olduğunu, Ebû Zer Hazretleri'ne vâkî olan hitabında beyan buyurmuş olmakla beraber, yine:

"İki kelime vardır ki, dile gayet kolay, hafif, mizanda ise sevap bakımından gayet ağır, bununla beraber Rahman olan Hazret-i Allah'a da çok sevgilidir. Onlar da:

(Sübhànallàhi ve bihamdihî sübhànallàhil-azîm) sözleridir." buyurmuşlardır.

Yine Ebû Zer RA dan rivayet olunur ki, Rasûl-i Ekrem SAS Hazretleri:

"--Dikkat ediniz, Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne en sevgili olan kelâmı size haber vereyim mi?" buyurdular.

Ben de:

"--Allah-u Teàlâya en sevgili olan kelâmı bize buyurun yâ Rasûlallah!" dedim.

Efendimiz SAS de:

"--Tahkik Allah-u Teàlâya en sevgili kelâm (Sübhànallàhi ve bihamdihî)'dir." dediler.

Müslim'in diğer bir rivayetinde, Rasûl-i Ekrem SAS Efendimiz'den efdal-i kelâm sual olunduğu vakit, "Allah-u Teàlâ'nın melekleri veya kulları için seçtiği (Sübhànallàhi ve bihamdihî) kelâmıdır" buyurmuştur.

Yine Hakim'in rivayetinde, Efendimiz SAS Hazretleri buyurmuşlar ki: "Bir kimse Lâ ilâhe illallah derse cennete dahil olur veya cennet ona vacib olur." Ayrıca, "Her kim, yüz kere Sübhànallahi ve bihamdihî derse, Allah-u Teàlâ o kuluna 124.000 hasene yazar." Ashàb-ı kiram:

"--O takdirde bizden kimse helâk olmaz." deyince:

"--Evet sizden biriniz dağların bile tahammül edemiyeceği kadar hasenatla gelir de, sonra Cenâb-ı Hakk'ın verdiği nîmetlerle karşılaştırınca nîmetler ağır gelir. Fakat yine Cenâb-ı Hakk'ın rahmet, fazl, ihsan, lütuf ve keremiyle müsamaha olunarak afv-i ilâhîye mazhar olurlar."

Diğer bir hadis-i şerifte ise: "Her kim gece kalkıp namaz kılmaktan veya malından infak etmekden veya düşmanla cenk etmekden korkarsa (Sübhànallàhi ve bihamdihî) tesbihini çok etsin. Çünkü bu tesbih, Allah-u Teàlâ'ya, bir dağ kadar altını infak etmekten daha sevgilidir" buyurmuştur.

Ebu Hüreyre RA Hazretleri'nin rivayetinde: "Her kim günde yüz kere (Sübhànallàhi ve bihamdihî) derse onun günahları --deniz köpükleri kadar çok olsa dahi-- mağfiret olunur," buyrulmuştur. (Et-Tergîb, 2/422)

Mus'ab RA'ın rivayetinde: "Biz Rasûlüllah Efendimiz'in yanlarında bulunuyorduk. Bize buyurdular ki:

"--Sizden biriniz günde bin hasene kazanmaktan aciz misiniz?" deyince, mecliste oturanlardan birisi:

"--Bizden biri nasıl bin hasene kazanabilir?" diye sordu.

O zaman Efendimiz SAS Hazretleri şöyle buyurdular:

"Yüz kere Cenâb-ı Hakk'ı tesbih eder, ona karşılık bin hasene sevabı yazılır veya bin günahı silinir." (Et-Tergîb, 2/423)

Rasûl-ü Ekrem SAS Efendimiz Hazretleri: "Benim 'Sübhànallah, vel-hamdülillah, ve lâ ilâhe illallah, vallàhü ekber.' demekliğim, güneşin üzerine doğduğu her şeyden bana daha sevgilidir." buyurdukları gibi;

"Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne de kelâmların en sevgilisi şu dört kelâmdır:

(Sübhànallah, vel-hamdülillah, ve lâ ilâhe illallah, vallàhu ekber.) buyurdular. Bunların hangisiyle başlansa zarar etmez. Yâni evvelâ, Lâ ilâhe illallah, veya Elhamdü lillâh, veya Allàhu ekber deseniz de câizdir.

Ümm-ü Hàni RA diyor ki: Rasûl-i Ekrem SAS Hazretleri'ne bir gün uğradığında dedim ki:

"--Yâ Rasûlallah, artık yaşım ilerledi ve zayıf düştüm. Bana bir amel tavsiye buyur ki, ben onu oturduğum yerde yapayım!"

Buyurdular ki:

"--Yüz kere tesbih eyle! Çünkü bu tesbih, İsmail evlâtlarından yüz köle azad etmeğe muadildir.

Yüz kere Allah'a hamd eyle! Bu da senin için yüz atı, eğeri, gemi ve yükleriyle beraber fî sebîlillâh vermeye muadildir.

Yüz kere de Allàhu ekber de! Bu da senin için kabul edilmiş ve kilâdelenmiş yüz deveyi kurban etmeye muadildir.

Yüz kere de Lâ ilâhe illallah de. Bu da senin için gök ile yerin arasını sevapla doldurur ve o gün senin amelinden efdal hiç bir amel sahibi bulunmaz, ancak senin yaptıklarını yapanlar müstesnâ..."

Abdestle namaz imanın yarısıdır. "El-hamdülillah" kelimesinin sevabı mizanı doldurur. "Sübhànallahi vel-hamdülillah"ın sevabı ise, gökle yer arasını doldurur. Namaz nurdur, sahibini günahlardan korur ve doğru yola sevk eder; ecri, sevabı ahirette sahibine nur olur, kalbi de hakayık-i ilâhîyyeye karşı münkeşif olur. Dünya ve ahirette zàhir ve bâtını nurlu olur. Sadaka burhan olur. Şöyle ki: Kıyâmet gününde maldan sorulduğu vakit sadakaları alâmet olur. Sadaka fâilinin imanına hüccettir; çünkü münafıklar îtikatsızlıklarından nâşi sadaka vermezler. Şu halde sadaka, imana alâmet oldu.

Sabır ziyâdır. Sabrın ziyâ olması da, taatlara nefsini cebr ve yasaklara karşı da onu men etmektir. Bir de belâ ve felâketlerde feryad etmemelidir. İbrâhim el-Havas'a göre sabır, kitap ve sünnet üzere sebattır. Ebû Ali ed-Dekkak (Rh.A) ise; "Sabrın hakîkati, takdire itiraz etmemektir." buyurmuştur.

Kur'an-ı Kerim de, emirlerine imtisâl ettiğin takdirde lehine, aksi halde ise aleyhine hüccettir. Her insan kendi nefsi için çalışır. Bazısı tâat-ı ilâhiyye sebebiyle kendisini azab-ı ilâhîden kurtarır; bazısı da nefsini şeytan ve hevâsına satarak kendini helâk eder.

Et-Tergîb vet-Terhîb, c. 2, sayfa 427'de zikredilen hadis-i şerif ise, her türlü hayırları kendisinde toplamıştır. Bir kere nezâfete davet eder, iç ve dış temizliğine teşvik eder; hased, kin, gazab, ucüb, riya, hırs, şehvet ve bütün ezâlardan azade olmak, amel-i sàlihlerle birlikde evâmir-i ilâhîyyeye icâbetle beraber beş vakit namazı erkânına riayetle kılmak, zekâtı vermek, fukaraya zuafaya yardımda bulunmak, ihtiyaç sahiblerine elden gelen hizmetleri esirgememek ve sâir ibadet ve taatleri îfâyı ihmal etmemek, sabır, şecâat, metânet, azim, adalet, hikmet, kanaat, zühd, takvâ gibi mekârim-i ahlâkı dahi elde etmeğe çalışmak yolunu gösterir. Bilhassa, müslimîni irşada, evâmir-i ilâhîyyeye imtisâle ve nevâhîden ictinâba sa'y ve gayreti müstelzimdir.

Cenâb-ı Hak Sübhànehû ve Teàlâ'dan, selâmet, hidayet, sàlih amellere muvaffakıyyet ve Efendimiz SAS Hazretleri'nin sünnet-i seniyyesine ittibâlar nasib ve müyesser eylemesini temenni ve niyaz eyleriz.

Ebû Zer RA Hazretleri, beşinci müslümandır. Zühd ve takvâsı çok yüksek, dünyaya hiç meyil ve muhabbeti olmayan, para ve servetlerin biriktirilmesine kat'iyyen razı olmayan, seçkin bir sahabe idi. O anlatıyor ki, ashab-ı kiramdan bazıları Rasûl-i Ekrem SAS Efendimize:

"--Yâ Rasûlallah, zenginler, malları çok olanlar çok sevab alıyorlar. Çünkü bizim kıldığımız namazı onlar da kılıyorlar, tuttuğumuz orucu onlar da tutuyorlar ve aynı zamanda mallarından fazlasını da tasadduk ediyorlar." dediler.

Efendimiz SAS Hazretleri de:

"--Cenâb-ı Hak sizler için de tasadduk edecek şeyler ihsân etmedi mi?" buyurarak her tesbihin bir sadaka, her tekbirin bir sadaka ve her tahmidin bir sadaka, emr-i ma'rufun bir sadaka, münkerattan nehyin bir sadaka, hattâ muamelât-ı zevciyyenin dahi sadaka olduğunu bildirince;

"--Yâ Rasûlallah, bizim şehvetlerimizi icrâda da mı sadaka ecir ve sevabı vardır?" demişler.

Efendimiz SAS de:

"--Evet eğer siz şu şehvetlerimizi haramda kullanmış olsanız, nasıl günah işlemiş olursanız; helâle kullandığınız için de, böylece sevaba ve ecre nail olursunuz." buyurmuşlardır. (Et-Tergîb, 2/429)

Ve yine, "Her insanın vücudunda üçyüzaltmış mafsal, yâni oynak yerleri yaratılmış olup, bunların her birine şükren-lillâh birer sadaka lâzım olduğu; binâen aleyh, her kim ki Allah-u Teàlâ'ya tekbir, tesbih, tahmid, tehlil ve istiğfar eder ve müslümanların yollarından onlara ezâ veren taş, diken, kemik ve sâire gibi şeyleri kaldırır ve emr-i ma'ruf, nehy-i münker yaparsa; bu, üçyüzaltmış mafsalın şükrü olarak sadaka yerine geçeceği gibi, cehennemden de kendisini kurtarmış olduğu halde akşama dahil olur." buyrulmuştur.

İbn-i Ebî Evfâ RA'ın rivayeti ise çok şâyân-ı dikkattir. Bir a'rabî:

"--Yâ Rasûlallah, Kur'an-ı Azîmüşşan'ı tam ve güzel okumağa çok çalışıyorum, yoruluyorum, yine de lâyıkı vechile okuyamıyorum. Bana öyle bir şey öğretiniz ki Kur'an-ı okumuş gibi çok sevap alayım!" dedi.

Efendimiz SAS Hazretleri ona:

"--(Sübhànallahi vel-hamdülillahi velâ ilâhe illallàhü vallahu ekber) de!" buyurunca; a'rabî bunları tekrarladı ve parmaklarıyla saydı ve sordu:

"--Yâ Rasûlallah, bunların hepsi Rabbim içindir; benim için ne var?" dedi. Yâni, "Benim için bir şey yok mu?" demek istedi.

Bunun üzerine Efendimiz SAS Hazretleri:

"--Sen de;

(Allàhümmağfirlî, verhamnî, verzuknî, vehdinî) [Allahım beni bağışla, bana merhamet et, bana rızık ver, bana hidâyet ver!] de, buyurdular.

A'rabî bunları öğrenip gitti. Efendimiz Hazretleri:

"--A'rabî muhakkak elleri hayırla dolarak gitti." buyurdular. (Et-Tergîb, 2/430)

Onun için bu (Allàhümmağfirlî, verhamnî, verzuknî, vehdinî) duasını iki secde arasında okumak, hem secdeler arasındaki durmayı te'min eder, hem de güzel bir yalvarış yapılmış olur ki, makbûl-ü ilâhi olacağına şüphe yoktur.

Ebû Hüreyre RA'ın rivayetinde ise, Efendimiz SAS Hazretleri, ashàb-ı kirâm hazerâtına:

"--Kalkanlarınızı alınız!" deyince;

"--Yâ Rasûlallah, hazır bir düşman mı var?" diye sormuşlar.

Cevaben:

"--Hayır, velâkin cehennem ateşinden korunacağınız kalkanı alınız! Bu kalkan, (Sübhànallàhi vel-hamdü lillàhi velâ ilâhe illallàhu vallàhu ekber)'dir; bunu deyiniz. Çünkü kıyâmet gününde bunlar sizin önünüzden ve ardınızdan gelecekler, yâni sizin necâtınıza sebep olacaklardır." buyurdular.

Bunlar bâkî olan, sàlih ve makbul amellerdendir. Binâen aleyh hiç gaflet etmeyip, her halde, her gün en az yüz kere söylemek her mü'min ve muvahhide elzemdir. Çünkü izni, şâri-i din Rasûl-i Ekrem Efendimiz vermiştir. Arkasından, (Velâ havle velâ kuvvete illâ billâh) denilirse daha a'lâ ve efdal olur. Zîrâ bazı rivayetlerde bu da vardır. (Et-Tergîb, Zikir ve Dua bl.)

Zikrullah Ana Sayfa - Zikrullah Arşiv